CARLOS KAMENİ BUGÜN GELİYOR!

Resmi site üzerinden yapılan açıklamada:

“Kulübümüz, profesyonel futbolcu Idriss Carlos Kameni ve takımı Malaga CF ile yaptığı görüşmeler sonucu kulübümüze transferi konusunda prensip anlaşmasına varmıştır.

Idriss Carlos Kameni, 04 Temmuz Salı günü saat 18.30’da İstanbul’a gelecektir ve görüşmelere burada devam edilecektir.

Kamuoyunun bilgisine sunarız.

FENERBAHÇE FUTBOL A.Ş” ifadeleri yer aldı.

 

FETÖ’nün Hedefinde Aziz Yıldırım Varmış!

TBMM, FETÖ’nün Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu raporunda, FETÖ’nün ilk yıllarında futbola karşı önyargılı olduğu ancak futbolun kitleleri harekete geçirmedeki etkisini fark ettikten sonra bu alanla ciddi şekilde ilgilendiğine yer verildi.

Fethullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) 15 Temmuz Darbe Girişimi ile Bu Terör Örgütünün Faali·yetlerinin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun taslak raporunda, “futbolda şike davasına” ilişkin tespitler yapıldı.

FETÖ’nün ilk yıllarında futbola karşı önyargılı olduğu ancak futbolun kitleleri harekete geçirmedeki etkisini fark ettikten sonra bu alanla ciddi şekilde ilgilendiğinin ifade edildiği raporda, Fetullah Gülen’in öncelikle bir dönem Beşiktaş Spor Kulubünde yönetici olan İhsan Kalkavan ile futbol camiasına girme ve orada da bir kitle oluşturmaya ve İhsan Kalkavan’ı Beşiktaş Spor Kulubü başkanlığına seçtirmeye çalıştığının anlaşıldığı anlatıldı.

Raporda, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in, ABD’ye kaçmadan önceki zaman diliminde kaydedildiği anlaşılan video görüntülerinde, Galatasaray Spor Kulubüne mensup 10 kadar futbolcuyla olan sohbetinde, “Dua ile himmet ile Galatasaray’ı ayağa kaldırmak lazım” şeklindeki ifadelerinin yer aldığı ve video kaydının Gülen’in futbola olan yakın ilgisini ortaya koyan deliller arasında olduğuna işaret edildi.

“Fenerbahçe’yi ve başkanını hedefe koydu”

Komisyon raporunda şu ifadelere yer verildi:

“FETÖ’nün, her türlü organizasyonda belirleyici ve hakim konumda olmayı hedeflediği, kendisine muhalif veya temkinli davranan kurum, kuruluş, dernek, vakıf yöneticilerini türlü kumpaslarla alaşağı ettikleri, etmeye çalıştıkları, her kuruluşta hakim konumda olmayı hedefledikleri bilinmektedir. 2010-2011 yıllarına gelindiğinde FETÖ’nün ülkemiz adli, idari, askeri gibi yapılanmasında en üst seviyeye ulaştığı, belki de bir güç sarhoşluğu ile yaklaşık 25 milyon taraftar kitlesine sahip olduğu tahmin edilen Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu olan Fenerbahçe Spor Kulübü’nü ve kulübün başkanını hedefe koyduğu anlaşılmaktadır.

Örgüt kontrolündeki gazeteler ve televizyon kanalları aracılığıyla operasyon için uygun ortamı yaratmak adına gerekli enformasyon ve dezenformasyonun örgüt üyelerince yapıldığı anlaşılmaktadır.”

FETÖ mensuplarınca yürütülen soruşturmada, “silahlı suç örgütü” iddiası ile teknik takibin (telefon dinlemeleri) yapıldığı, tüm delillerin bu suçtan dolayı toplandığı, yapılan operasyonlarda kişilerin ev ve iş yerlerinde silah arandığı ancak bulunamadığı belirtilen raporda, sonrasında şahısların, iletişimlerinin tespitinin devam ettiği dönemde 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6222 sayılı Sporda Şiddet Ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında “şike” yapmaktan tutuklandıkları, ancak kovuşturma aşamasında iddianameden farklı olarak “haksız ve ekonomik çıkar amaçlı suç örgütü” kurmak, yönetmek, üye olmaktan yargılama yapıldığına işaret edildi.

Yıldırım, “Ne şikesi, memleket elden gidiyor” demişti

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın, 3 Temmuz 2011 tarihinde başlayan “şike soruşturması” kapsamında, FETÖ/PDY’yi ima ederken kullandığı, “Ne şikesi, memleket elden gidiyor” sözünün kurulan kumpası özlü bir şekilde ifade ettiğinin kaydedildiği raporda, “futbolda şike” davasında FETÖ’nün rolünün tüm boyutlarıyla ortaya çıkması için yargılama sürecinin devam ettiği belirtildi.

Kaynak: TRT Spor

Aziz Yıldırım Fenerbahçe’ye ne zaman başkan oldu ve kaç kupa kazandı?

Fenerbahçe’de 15 Şubat 1998’de gerçekleştirilen olağan genel kurulda şu anda Fenerbahçe Kulübü Yüksek Divan Kurulu Başkanlığı’nı yapan diğer aday Vefa Küçük’ü sadece 1 oy farkla geçerek, Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı’na ilk kez seçilen Yıldırım, yarın başkanlıktaki 18. yılını geride bırakıyor.

12 KONGRE KAZANDI
Aziz Yıldırım, 18 yıllık dönemde 12 kez girdiği seçimde başkanlığa seçilmeyi başardı. Tecrübeli yönetici, 8 olağan, 4 kez de olağanüstü olmak üzere 12 kongrede başkan seçildi.

İKİ KEZ GÖREVİ BIRAKTIĞINI AÇIKLADI
Aziz Yıldırım, 18 yıllık başkanlığı döneminde iki kez görevi bıraktığını açıkladı. Yıldırım, 2000-2001 sezonunda futbol takımının şampiyon olmasının ardından sezon sonunda “Sağlık nedenleri ve ailesine yeterince vakit ayıramadığı” gerekçesiyle başkanlık görevini bıraktığını duyurmuştu. Ancak camianın ve sarı-lacivertli taraftarların baskısı üzerine devam etme kararı alanAziz Yıldırım, güvenoyu için 30 Haziran-1 Temmuz 2001’de yapılan olağanüstü genel kurulda tek aday olarak seçime girdi ve başkan seçildi.

Futbol takımı 2005-06 sezonunda son maçta Denizlispor ile deplasmanda 1-1 berabere kalarak şampiyonluğu yitirince,Yıldırım bir kez daha görevi bırakma kararı aldı. Ancak yine camianın baskısıyla bu kararından vazgeçen Aziz Yıldırım, 24-25 Haziran 2006’da yapılan olağanüstü genel kurula yine tek aday olarak girerek, bir kez daha Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı’na seçildi.

CEZAEVİNDE DE SEÇİLDİ
“Futbolda şike davasına” yönelik soruşturma kapsamında, 3 Temmuz 2011’de gözaltına alınan ve 10 Temmuz 2011’de tutuklanarak Metris Cezaevi’ne konulan Aziz Yıldırım, yaklaşık bir yıl tutuklu kaldıktan sonra 2 Temmuz 2012’de tahliye edildi.

Aziz Yıldırım, başkan adayı olduğu 19-20 Mayıs 2012’de yapılan son kongreye tutuklu yargılandığı için katılamadı. Başkanlığa aday olduğunu açıklayan kongre üyesi Murat Çelikel’in kongrenin ilk günü çekilmesiyle tek aday olan Yıldırım, cezaevinde olduğu dönemde girdiği seçimde kullanılan 5 bin 271 oyun 5 bin 269’unu alarak 10. kez Fenerbahçe Kulübüne başkan oldu. Yıldırım, bu seçimde kulüp tarihinin en fazla oy alarak başkanlığa seçilen ismi olmayı da başardı.

Yıldırım, Kasım 2013’te Mehmet Ali Aydınlar, Mayıs 2015’teki seçimde ise Hulusi Belgü’ye fark atarak başkanlığa seçildi.

FUTBOLDA 6 ŞAMPİYONLUK YAŞADI
Sarı-lacivertli kulübün başkanı, görev süresi boyunca futbolda 6 kez şampiyonluk sevinci yaşadı.
Fenerbahçe’de profesyonel dönemde en fazla şampiyonluk yaşayan başkan olan Yıldırım, 2000-01, 2003-04, 2004-05, kulübün 100. yılı olan 2006-07, 2010-2011 ve 2013-2014 sezonunda takımının şampiyonluğunu gördü.

Kulüp başkanlığı döneminde sırasıyla Hırvat Otto Bariç, Alman Joachim Löw, Rıdvan Dilmen, İtalyan Zdenek Zeman, Turhan Sofuoğlu, Mustafa Denizli, Alman Werner Lorant, Oğuz Çetin, Tamer Güney, Alman Christoph Daum, Brezilyalı Zico, İspanyol Luis Aragones, Aykut Kocaman, Ersun Yanal, İsmail Kartal ve Portekizli Vitor Pereira olmak üzere 16 ayrı teknik adamla çalışan Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman, Mustafa Denizli, Zico ve Ersun Yanal ile birer, Daum ile de 2 kez şampiyonluk gördü.

Profesyonel Türkiye Ligi’nde Fenerbahçe Futbol Takımı, Faruk Ilgaz’ın başkanlığı döneminde 3, Ali Şen, Emin Cankurtaran, İsmet Uluğ dönemlerinde ikişer, Agah Erozan, Kamil Sporel, Fikret Arıcan ve Metin Aşık dönemlerinde de birer kez şampiyonluk yaşadı.

FUTBOLDA 13 KUPASI VAR
Aziz Yıldırım döneminde futbol takımı 13 kupa kazandı. Sarı-lacivertliler, Yıldırım döneminde 6 lig şampiyonluğu, üç TFF Süper Kupa, iki Türkiye Kupası, birer Başbakanlık ve Atatürk Kupası’nı müzesine götürdü.
Fenerbahçe tarihinde futbolda 21 kupayla en fazla kupa kazanan başkan Şükrü Saracoğlu olurken, Faruk Ilgaz 19, Ali Şen de 7 kupa kazandı. Ayrıca Yıldırım döneminde Fenerbahçe Futbol Takımı, Avrupa kupalarındaki en başarılı dönemini yaşadı. 2007-2008 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıkan sarı-lacivertli ekip, 2012-2013 sezonunda da UEFA Avrupa Ligi’nde yarı final oynayarak kulüp tarihinde ilklere imza attı.

Fenerbahçe, Aziz Yıldırım döneminde 116 Avrupa kupası maçına çıkarken, bunların 44’ünü kazandı, 30’unda berabere kaldı, 42’sinde de yenildi. Fenerbahçe, Yıldırımdönemine kadar Avrupa’da 84 maç yapmıştı.

ÖNEMLİ OYUNCULAR TRANSFER ETTİ
Aziz Yıldırım, 18 yıllık başkanlık döneminde dünya futbolunun önemli futbolcularına sarı-lacivertli formayı giydirdi. Yıldırım, dünya futbolunda önemli isimler arasında yer alan futbolcular arasında Hırvat Milan Rapaiç, Ukraynalı Sergei Rebrov, İsveçli Kennet Andersson, Arjantinli Ariel Ortega, Hollandalı Pierre van Hooijdonk, Dirk Kuyt ve Robin van Persie, Brezilyalı Alex de Souza, Roberto Carlos, Diego Ribas, İsrailli Haim Michael Revivo, Ganalı Stephen Appiah, Fransız Nicolas Anelka, Sırp Mateja Kezman ve Milos Krasic, Senegalli Moussa Sow ve Mamadou Niang, İspanyol Daniel Guiza, Portekizli Bruno Alves, Raul Meireles ve Luis Nani’yi Fenerbahçe’ye kazandırdı.

ERKEK BASKETBOLDA ÖNEMLİ BAŞARILAR
Aziz Yıldırım, erkek basketbol takımına yaptığı yatırımın meyvesini hem Türkiye hem de Avrupa’da aldı.
Ülker’le 2006 yılında birleşerek 16 yıl aradan sonra kulübün 100. yılında 2007’de şampiyonluğa ulaşan Fenerbahçe Ülker, Avrupa Ligi lisansı da alarak bu arena boy gösterdi. Avrupa’nın en başarılı ve kariyerli başantrenörü Zeljko Obradovic’i 2013 yılında takımın başına getiren Yıldırım, erkek basketbol takımıyla 5 kez şampiyonluk sevinci yaşadı. Fenerbahçe erkek basketbolunda tarihinde 6 şampiyonluğun 5’ini Yıldırım’la elde etti.

Sarı-lacivertliler, geçen sezon tarihinde ilk kez THY Avrupa Ligi’nde Dörtlü Final oynadı. Ayrıca erkek basketbol takımı Yıldırım döneminde 3 Türkiye Kupası, 2 kez de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı müzesine götürdü. Kadın basketbol takımı ise tarihinde kazandığı 32 kupayı da Aziz Yıldırım döneminde alındı. Kadın takımı Yıldırımdöneminde 11 lig şampiyonluğu, 10 Türkiye Kupası, 11 Cumhurbaşkanlığı Kupası elde etti. Kadın basketbolcular FIBA Kadınlar Avrupa Ligi’nde son 4 yılda ise ikişer kez 2.’lik ve 4.’lük yaşadı.

VOLEYBOLDA DÜNYA VE AVRUPA ŞAMPİYONLUĞU
Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı, Aziz Yıldırım döneminde tarihi başarılara imza attı. 2010 yılında Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen Kulüplerarası Dünya Şampiyonası’nda dünya şampiyonu olan kadın voleybol takımı, 2012 yılında ise Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen Kadınlar Avrupa Şampiyonlar Ligi “Dörtlü Final”inde Avrupa Şampiyonluğu’na ulaştı. 2009 yılında CEV Kupası’nda 3., 2013 yılında 2. olan sarı-lacivertliler, Şampiyonlar Ligi’nde 2010 yılında 2., 2011 yılında 3. oldu.

Fenerbahçe’nin erkek ve kadın voleybol takımları tarihlerindeki tüm şampiyonlukları Aziz Yıldırım döneminde yaşadı. Kadın ve erkek takımları Yıldırım zamanında dörder kez şampiyon oldu.

MASA TENİSİNDE AVRUPA’DA ÜÇ ŞAMPİYONLUK
Fenerbahçe, Aziz Yıldırım döneminde masa tenisinde de 3 kez Avrupa’da kupa kazandı.
Fenerbahçe Kadın Masa Tenisi Takımı, Şampiyonlar Ligi’nde geçen yıl şampiyonluğa ulaştı. Avrupa Masa Tenisi Birliği (ETTU) Kupası’nda ise sarı-lacivertli kadın takımı, 2012 ve 2013 yıllarında üst üste şampiyonluklar elde etti.

TESİSLEŞME HAMLESİ
Aziz Yıldırım, başkanlık döneminde yaptırdığı tesislerle dikkat çekti. Ali Şen döneminde başlanan Samandıra Tesisleri, AzizYıldırım döneminde hızlandırılarak tamamlanırken, yeni ismiyle Fenerbahçe Ülker Stadı da yenilenerek 50 bin 509 kişilik koltuk kapasitesine çıkarıldı. Ataşehir’deki Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Arena, Ankara Gölbaşı İncek mevkiindeki Fenerbahçe Kulübü Türk Telekom Ankara Tesisleri ve Düzce Topuk Yaylası Tesisleri de Yıldırım döneminde yapıldı.

Vefa Küçük tarafından Fenerbahçe Burnu’nda yaptırılan kulüp yönetim binası, yenilenerek “Fenerbahçe Kulübü Konuk Evi” olarak 7 Ocak 2009 tarihinde hizmete girdi. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’ndaki Fenerbahçe Kulübü Müzesi de 19 Ekim 2005 günü hizmete açıldı.

İŞTE AZİZ YILDIRIM’IN 18 YILDA KAZANDIĞI KUPALAR
1998-99 Basketbol Kadınlar şampiyonluğu
1999 Basketbol Kadınlar Türkiye Kupası
1999 Basketbol Kadınlar C.Başkanlığı Kupası
2000-01 Süper Lig şampiyonluğu
2000 Basketbol Kadınlar Türkiye Kupası
2000 Basketbol Kadınlar C.BaşkanlığıKupası
2001-02 Basketbol Kadınlar şampiyonluğu
2001 Basketbol Kadınlar Türkiye Kupası
2001 Basketbol Kadınlar C.Başkanlığı Kupası
2003-04 Süper Lig şampiyonluğu
2003-04 Basketbol Kadınlar şampiyonluğu
2004 Basketbol Kadınlar Türkiye Kupası
2004 Basketbol Kadınlar C.Başkanlığı Kupası
2004-05 Süper Lig şampiyonluğu
2005 Basketbol Kadınlar Türkiye Kupası
2005 Basketbol Kadınlar C.Başkanlığı Kupası
2005-06 Basketbol Kadınlar şampiyonluğu
2006 Basketbol Kadınlar Türkiye Kupası
2006-07 Süper Lig şampiyonluğu
2006-07 Basketbol Erkekler şampiyonluğu
2006-07 Basketbol Kadınlar şampiyonluğu
2007 TFF Süper Kupası
2007 Basketbol Erkekler C.Başkanlığı Kupası
2007 Basketbol Kadınlar Türkiye Kupası
2007 Basketbol Kadınlar C.Başkanlığı Kupası
2007-08 Basketbol Erkekler şampiyonluğu
2007-08 Basketbol Kadınlar şampiyonluğu
2008 Basketbol Kadınlar Türkiye Kupası
2008-09 Basketbol Kadınlar şampiyonluğu
2008-09 Kadınlar Voleybol Ligi şampiyonluğu
2009 TFF Süper Kupası
2009 Basketbol Kadınlar Türkiye Kupası
2009 Kadınlar Voleybol Süper Kupası
2009-10 Basketbol erkekler şampiyonluğu
2009-10 Basketbol Erkekler Türkiye Kupası
2009-10 Basketbol Kadınlar şampiyonluğu
2009-10 Kadınlar Voleybol Ligi şampiyonluğu
2009-10 Kadınlar Voleybol Türkiye Kupası
2009-10 FIVB Kadınlar Dünya Kulüpler şampiyonluğu
2010 Kadınlar Voleybol Süper Kupası
2010 Basketbol Kadınlar C.Başkanlığı Kupası
2010-11 Süper Lig şampiyonluğu
2010-11 Basketbol Erkekler şampiyonluğu
2010-11 Basketbol Erkekler Türkiye Kupası
2010-11 Basketbol Kadınlar şampiyonluğu
2010-11 Kadınlar Voleybol Ligi şampiyonluğu
2011-12 Türkiye Kupası
2011-12 Basketbol Kadınlar şampiyonluğu
2011-12 Kadınlar Voleybol Şampiyonlar Ligi
2012 Basketbol Kadınlar C.Başkanlığı Kupası
2012-13 Türkiye Kupası
2012-13 Basketbol Erkekler Türkiye Kupası
2012-13 Basketbol Kadınlar şampiyonluğu
2013 Basketbol Kadınlar C.Başkanlığı Kupası
2013-14 Süper Lig şampiyonluğu
2013-14 Basketbol Erkekler şampiyonluğu
2013-14 Kadınlar Voleybol CEV Kupası
2014 TFF Süper Kupası
2014 Basketbol Erkekler C.Başkanlığı Kupası
2014 Basketbol Kadınlar C.Başkanlığı Kupası
2014-15 Kadınlar Voleybol Ligi şampiyonluğu
2014-15 Kadınlar Voleybol Türkiye Kupası
2015 Basketbol Kadınlar Türkiye Kupası
2015 Kadınlar Voleybol Süper Kupası
2015 Basketbol Kadınlar C.Başkanlığı Kupası
2016 Basketbol Erkekler Euroleague Şampiyonluğu

Topuk yaylası tesisleri nerede, nasıl gidilir?

Fenerbahçemiz’in Düzce’de bulunan topuk yaylası tesislerine nasıl gidileceğini anlalatacağız ve iletişim numaralarını vereceğiz.

KROKİ

Düzce de Topuk yaylasına çıkarken, sık ve yemyeşil ormanlar içinden geçiyoruz.Yollar,belli yerlere kadar asfalt,sonrası stabilize toprak yollar.Yoğun yol genişletme çalışmaları var.Orman manzarasının güzelliği yol çilesini unutturuyor.Bazı köylerinde içinden geçerek yola devam ediyoruz.Topuk yaylasında Fenerbahçe tesisinden söz ediliyor,fakat nasıl bir yerle karşılaşacağımızı bilmiyoruz.Tesisi ilk görüşde çok beğendik ,itiraf ediyorum;”böyle bir yer beklemiyordum”.Düzce  il olduktan sonra şehrin gelişmesi  için bir çok yatırım yapılıyor.Sanırım burası da o önemli yatırımlardan biri.

15 tem.2011 den itibaren halka açılmış.85 odalı konaklama,yiyecek-içecek, havuz,spa,hizmetleri ,toplantı salonları,açık ve kapalı spor alanları var.

Tesis küçük bir krater gölünün etrafına ve sık bir ormanın içine kurulmuş.Her yer yemyeşil çimen.Halkla İlişkilerden Ayten Hanım ile sohbetimizde;Fenerbahçe’nin kamp dönemleri dışında her zaman halka açık.Yolları da 2-3 ay içinde yapımı tamamlanacakmış.Tesisden,Abant’a ve Samandıra şelalesine kestirme bir yolla 30 dak.da varılırmış.

Konaklama fiyatları : gecelik 2kişi yarım pansiyon;200-280 TL arasında değişiyor

Günübirlik de güzel bir gün geçirmek için gidilebilir.Havuz ve spa fiyat: 60 TL/kişi

Ulaşım:Aramanız ile; İstanbul-Bolu istikameti,eski Bolu dağı yolu,İsmail’in yeri et lokantasını geçer geçmez,sağa dönüp tabelaları takip edin, 30-40 dak.sonra tesisdesiniz.

Adres:Topuk Yaylası Tesisleri  Kaynaşlı Düzce Tel: 0380 5477077

 

Fenerbahçe Tarihi – Tarihçe

Kadıköy ve Fenerbahçesi;
İstanbul’un Kadıköy yakası; Allah’ın, yeryüzünü yaratırken kesinlikle ayrıcalıklı davrandığı bir eşsiz yöre… Tarihlerin henüz 1900 yılına ulaşmadığı İstanbul’da, Kalamış’ıyla

Fenerbahçe’siyle, Caddebostan’ı Suadiye’si Moda’sı ile adeta bir rüya beldesi… Göz alabildiğine bomboş arsalarla yemyeşil çayırlara sahip bu yörede, doğanın insanları spor yapmak için sanki teşvik ettiği yıllar…

Ve de, İstanbul’un silüeti deniz üzerinde uzaklardan perde perde yansıyıp dalgalanırken, Fenerbahçe Burnu’nda yanıp sönerek yol gösteren bir fener Türk sporuna önderlik edeceği bir kulübe sembol olmanın da gururu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha da ötesi uzak yıllara doğru aynı şevkle ışık saçacağı günlerin özlemi ile çakıp durmaya başlamıştı sanki… Ve de Kadıköy, o dönemlerde en güzel semti olan Fenerbahçesi’nin bağrından çıkaracağı takımını önce yakınlara, sonra da yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri…

Kuşdili Çayırında İlk Futbol Oyunu;
İlk futbol oyununun, bugünkü anlamıyla ilk kez 1823 yılında İngiltere’de oynanmaya başlamasının üzerinden neredeyse yıllar ve yıllar geçmişti. Nihayet tarihler 1890’lı yıllara ulaştığında, Moda’da oturan İngiliz’ler de bu keyifli spordan iyice etkilenmiş ve o yemyeşil arsaların bulunduğu Kadıköy’ün geniş alanlarında, futbolu oynamaya başlamışlardı. Seyri çok keyifli bu oyunun, çevredeki Türk gençlerinde de ilgi uyandıracağı ve de bu sporu onlara sevdireceği pek tabii idi ve hatta da kaçınılmazdı. Ama ne var ki, o sıralarda süren monarşi rejimi nedeniyle Müslüman Türkler için cemiyet kurmanın ve hatta mevcut cemiyetlere dahi üye olmanın yasak olmasından dolayı, Kadıköy Çayırlarında top koşturan İngiliz gençlere yine ancak Rum gençleri eşlik edebilmekteydi. Yine de, hemen her akşamüstü bilhassa Kuşdili Çayırında yapılan bu futbol maçları ya da antrenmanları, Kadıköy halkının büyük bir kesiminin ilgisini çekmekte, genellikle akşamüstleri zevk için de olsa oynanan bu futbol oyunu için, Kalamış’tan, Moda’dan, Kuyubaşı’ndan, ve hatta Haydarpaşa civarlarından gelecek öbek öbek halkı, gününe ve hava durumuna göre küçük ya da büyük kümeler halinde bu oyunu seyretmeye yöneltmekteydi. Kadıköy halkının ekserisi ikindi sularında ayaklanır, günlerden Cuma ve Pazar değilse yani Kurbağalıdere’nin kenarındaki salaş tiyatroda Komik Hasan’ın tuluat kumpanyası oynanmıyorsa Kuşdili Çayırı’na doğru yola ataşehir süriyeli escort ataşehir özbek escort koyulurlardı. Yok, eğer günlerden Cuma ya da Pazar ise de, Moda’ya doğru ya da şimdiki Fenerbahçe Stadyumu’nun bulunduğu Papazın Çayırı’na doğru yola koyulurlardı (*1). Omuzdaş kılıklı, burma bıyıklı tüylü tüysüz gençler, yanlarında boy boy çocuklarla hanım nineler ve de orta yaşlı hatunlar, Arap bacılar, ahretlikler, kahvede pineklemekten usanan efendi kişiler, burada çayırı çepeçevre kuşatır, kadınlar getirdikleri kilimleri yayarlar, erkeklerin kimi toprağa bağdaş kurar, kimi büyükçe bir taşa oturur, kimi ayakta dururdu. Sucusu, dondurmacısı, kağıt helvacısı, simitçisi, baloncusu, Eyüp oyuncakçısı velhasılı satıcıların her çeşidi burada arzı endam eyler, burayı adeta panayır yerinden farksız kılardı. Ortadaki saha olacak alanda ise, kapı gibi gövdeli, başları açık, renk renk gömleklerinin kolları sıvalı, göğüsleri fora, bacaklarından dizkapaklarına kadar şortlu bir alay adam soluk soluğa koşuşurlar, birbirlerine çarpıp çarpıp, alt alta üst üste mecelleşirler, güya da top oynarlardı. Oynanan bu futbollardan örnek alan bazı gençler, Kadıköy’ündeki arsalarda ya da geniş çayırlarda onlar gibi top oynamaya heveslenir, karman çorman bir biçimde, bir harradır bir gürradır gider, topa en çok vuranla onu en havalara yükselten erbab sayılırdı. Ne var ki bir süre sonra, bir başka deyişle 1900’lü yıllara iyice yaklaşılmasıyla birlikte, Moda’da oturan İngiliz gençlerinin artık modern futbolu oynamaya başlamaları ve dolayısıyla da oynadıkları futbolu daha seyredilir bir halde sunmaları, kendilerini hayran hayran seyreden Kadıköy’lü gençlerin yüreklerinde birtakım kıpırdanmalara sebep oluyor, onlar gibi organize bir takım kurma isteklerini ise, vazgeçilemez bir tutkuya dönüştürmeye başlıyordu.

Kadıköy Football Association ;
1890’lı yıllarda İstanbul Moda’da yaşayan İngiliz ailelerinden La Fontaine, Giraud, Whittall, Charnaud, Pears, Armitage aileleri Kadıköy ve Moda’nın çayırlarında kendi aralarında bu oyunu yeni yeni oynamaya başladıklarında, İzmir’de yaşayan İngiliz aileleri, Bornova çayırlarında bu oyunu çoktan oynamaya başlamışlardı bile (*2). Zira sosyal ve idari bakımdan payitaht İstanbul’a uzak ve rahat iki şehir olan Selanik ile İzmir, 1870’li yıllarda Osmanlı’nın futbol oyunu için ilk taraftar bulduğu toprakları oluyor, futbol oyunu o dönemlerde dini inançların da etkisi ile Müslüman Türkler arasında gelişemediğinden, böylece de Osmanlı toprakları üzerinde ilk defa gayrimüslim ve levanten (ülkede yerleşmiş bulunan yabancı uyruklu) vatandaşlar tarafından oynanıyordu.

Moda’da futbolla tanışan ilk ailelerin İstanbul’da İngiltere elçiliği personeli görevlileriyle aralarında yaptıkları maç rekabetini, 1894 yılında İzmir’de “Football Club Smyrne”nin kurulması ile birlikte İstanbul – İzmir rekabeti izlemeye başlıyordu (*3). İzmir’de futbolun öncülüğünü yapan James La Fontaine, 1889 yılında İstanbul’a yerleştiğinde, Kadıköy’de İngilizlerin futbol-rugby karışımı bir oyun oynadıklarını görmüş ve onlarla kısa zamanda dostluk kurarak, daha iyi bildiği futbol oyununu onlara kabul ettirmişti. Tarihler 1897 yılını gösterdiğinde, James La Fontaine ve arkadaşları Kadıköy yakasında ilk kez bir futbol takımı olarak Kadıköy Football Association adı altında toplanıyor, takımı oluşturan İngiliz, Rum, Ermeni gençleri, genelde İstanbul’a sefere gelen İngiliz gemicilerle oynadıkları oyunlarını Kadıköy’ün çayırlarında sürdürüyor, ve her akşamüstü (ilk bölümde geniş bir biçimde sunduğumuz) o kalabalık izleyici kitlesine de seyrettiriyorlardı. Bu müsabakalar halkın öylesine ilgisini çekmişti ki “Football Association” takımı, iki yıl içerisinde “İzmir Karması” ile karşılıklı olarak futbol maçları yapmaya yönelmişti.

“BLACK STOCKINGS FC” Kuruluyor ;
Ne var ki, Sultan 2. Abdülhamid’in padişahlığının sürdüğü o dönemde, mevcut monarşi rejiminin korunması amacıyla Türk gençlerinin dernek kurmaları yasaktı. Bu durum ise, yabancı ve azınlıkların top koşturdukları kendi topraklarında futbol oynamanın imkan ve zevkinden mahrum olan ve onların aralarına karışarak oynamak istedikleri bu cazip oyunu ancak gıpta ile seyretmekle yetinen Kadıköylü Müslüman Türk gençleri arasında, sadece üzüntü değil aynı zamanda tabii ki öfke ve hırs da uyandırıyordu. İşte her türlü tehlikeyi göze alan bu gençlerden, deniz öğrencisi Fuat Hüsnü (Kayacan), eski hariciyecilerden Reşat Danyal ve Mehmet Ali ile, Kuşdili’nde Papazın Çayırı adı verilen topraklarda meşin yuvarlağa vuruşlar yapan arkadaşları bu özlemin sona ermesini amaçlıyorlar, ve 1899 yılında da, devrin hafiye ve jurnalcilerinin dikkatlerinden kaçmak ve hışımlarından korunmak amacıyla bir İngiliz adı altında Black Stockings FC (Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü) ’nü kuruyorlardı. Ancak siyah çorap ve kırmızı üst formaları ile Türk gençlerinin oluşturduğu bu ilk Türk spor ve futbol topluluğu daha ilk maçlarında hafiyelerin baskınına uğruyor ve hemen dağıtılıyordu.

1899; Fenerbahçe’nin Gerçek Kuruluş Yılı
Burada dikkati çeken en önemli nokta; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stockings FC ismi altında 1899 yılındaki bu ilk girişimindeki öncülük yapan gençler ile, ilerideki yıllarda kurulacak olan Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençlerin genelde aynı kişiler olacağıydı. Dolayısıyla FENERBAHÇE KULÜBÜ kuruluşunu gayri resmi olarak 1899 yılında gerçekleştirmiş, ne var ki iki kez kapatılmaları nedeni ile faaliyetlerine, ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmişti. Görülen odur ki; Black Stockings F.C. ya da Kadıköy Futbol Kulübü isimleri, amaç karşısında birer araçtırlar (*4). Ayrıca İstanbul’da kurulan futbol kulüplerinin listeleri incelendiğinde de; Moda Futbol Kulübü (1896), Cadi-Keuy Football Club (1899) ve Imogen (1900) takımlarının İngiliz uyruklular tarafından, Elpis (1900) takımının Rumlar tarafından, Black Stockings (1899), Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe kulüplerinin ise Osmanlı uyruklular tarafından kurulmuş oldukları da zaten görülmektedir.(*5)

 

KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ Kuruluşu
Ama yine de, aradan geçen birkaç yıl içinde aynı gençlerin bir bölümü, aralarına yeni katılanlarla beraber Kurbağalıdere Köprüsü’nün hemen yakınındaki (şimdiki stadyumun karsısında) Hurşit Ağa’nın kahvehanesinde muntazaman toplanıyor ve 1901 yılında da, bu kez isim de değiştirerek Kadıköy Futbol Kulübü ismindeki bir yeni takımı daha kurabilmenin çalışmalarını yapıyorlardı. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgiye, yaşadığı yakın tarihi, yazılarında bütün ayrıntıları ile canlandıran üstad Sermet Muhtar Alus’un, 1951 senesinde Tarih Hazinesi Mecmuası’na yazdığı “Kadıköyü’nde İlk Futbol” isimli makalesinde rastlıyoruz ;

(Aslı gibidir) : ” Zamanın musiki üstadı Sine Kemani Nuri Bey’in anlatışına bakılırsa, futbola meraklı ilk Türk gençleri bir kulüp kurmağa, daha bir derli toplu birleşmeye karar vermişler. Çok geçmeden arzularını yerine getirmiş, elbiseyi de seçmişler; gömleğin göksü, yakası, kol kapakları beyaz, öbür tarafları kırmızı, pantolon keza beyaz. Kuşdili Papazın çayırlarında kendi aralarında maçlara girişmişler. Moda’daki İngilizlerden, Rumlardan mürekkep (oluşan) takımın derecesine erişmek, onları yenmek baş emelleri(en büyük arzuları). Eski cimnastikçi ve idmancılardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk oynayanları sayalım: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve kardeşi Neşet Beyler, Reşat Danyal Bey, Hafız Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey, Eşref Bey, Hüsnü Paşa zade Bahriyeli Fuat Bey, Mekteb-i Sultani’li Daniş, Tahsin (Şair Tahsin Nahit) Bey, Sarı Şevki.

Haftalık Malumat Mecmuası sahibi Baba Tahir’in yevmi (günlük) Fransızca Servet Gazetesi, bu maçlara dair teşvik yollu bir yazı neşretmiş. Fırsatı kaçırmayan namlı hafiyyelerden (gizli görevli polis) biri, Sultan Hamid’e hemen jurnali(haberi) uçurmuş: ” Kadıköy gençleri, Veliahd- i Saltanat Reşat Efendi (Sultan Reşat)’nin himayesinde (korumasında) bir cemiyet teşkil eylemişlerdir (oluşturmuşlardır). Beray-i ubudiyet (kulunuz olarak), nazar-ı dikkat-i hümayunlarınızı celp ederim (padişahımın dikkatlerini çekerim). Ferman.”

Ve tabii ki, yine rejim ve futbolun haram sayılması nedeniyle dini baskılı, ancak daha sıkı hafiye baskısı sonucunda da zaptiye teşkilatının baskınıyla bu girişimler de yine engelleniyor ve Kadıköy’lü gençler bir kez daha dağıtılıyordu. Ne hazin bir kaderdir ki, Olimpiyatların Atina’daki açılış gününe rastlayan 6 Nisan 1896 tarihinde Tatavla (Kurtuluş)’da bir gurup Rum vatandaşımızın teşebbüsüyle “Tatavla – Heraklis Jimnastik Kulübü” şaşalı bir biçimde tabii ki de kurulurken(*6), ondan iki yıl sonra tamamen Türk gençlerinden oluşarak kurulmaya çalışılan “Kadıköy Futbol Kulübü” mevcut rejim nedeniyle hemen kapatılıyor, kurucuları ise sürgün edilmekten zor kurtuluyordu. Bu durum Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini en az 5 yıl geciktirecek ve yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temeli de, yabancı egemenliği ve anlayışı ile atılacaktı (* 7).

İşte İstanbul’da, hem Pera yakasında hem de Kadıköy yakasında oturan ecnebi (levanten) ve gayrimüslim vatandaşlarımızın, törenlerle kurdukları ilk kulüplerinin yaşama hakkını elde etmelerine karşın, yine kalpleri spor aşkı ile çarpan Kadıköy’lü Türk gençlerimiz tarafından girişilen her iki cesurane teşebbüsün gerçekleşememesi, onların içindeki bu ateşi söndürmüyor, aksine, Kadıköy’de bir futbol kulübü kurmalarına hiçbir kuvvetin engel olamayacağı gerçeği ile, daha henüz ismi bile belli olmayan ve fakat ki Kadıköy’ün bağrından çıkacak ve gelecekte milyonlarca taraftara sahip olacak bir kulübü kurmaları için, sadece sayılı yılların kaldığını da sanki artık iyiden iyiye hissediyorlardı.

Kadıköy’de Kuruluşu Bekleyiş ; Güneş, 1900’lerle henüz tanışmış. İstanbul’un her semti aynı sıcaklıkta aynı cömertlikte aydınlanırken, Kadıköy yakasında gökyüzü hep puslu, sanki her dem kapalı gibi. Kuşdili Çayırı mahzun, Papazın Çayırı solgun gibi. Fenerbahçesi’nde bahçeler çiçeksiz, köşklerinde kanaryalar suskun, güllerle bülbülleri küs gibi… Zira, içleri spor aşkı ile yanan Türk gençlerinin Kadıköy’de kulüp kurma istekleri “saray”ca iki kez engellenmiş, levanten ve gayrimüslim vatandaşlarımızın aynı isteklerine aynı saraydan izin çıkarken, Kadıköylü gençlerimiz sarayın rejimine karşı iki kez yenilmiş gibi. İşte bu nedenledir ki, gayri tüm Kadıköy halkı suskun, biraz da yaralı, Kalamış’ta esen rüzgar bir mahzun, Fenerbahçesi’nde çakan “Beyaz Fener” bir mahzun gibi. İşte bu nedenledir ki ; galip, sanki bu yolda mağlup gibi…

Ve de deniz üzerinde İstanbul’un silüeti, karşı uzaklardan perde perde sahile akarken, “ışıksız FENER, çiçeksiz BAHÇE “ misali biçare yarımada, mahzun bir eda ile karşı sahilindeki sarayın ufuklarına doğru bakıp bakıp kuruluş izninin çıkması hayali içinde ” Bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk. “ mısralarını yüreği yaralı fakat gönlü ümitle dolu bir şekilde sanki okur da, devlet kapusundan da medet bekler gibi…

 

İSTANBUL’DA İLK “FUTBOL LİGİ” GÜNLERİ
Evet, istibdat ; bir başka değişle o dönemki mevcut ” mutlak hakimiyet ” rejimi, yurdumuzda cemiyet kurmak ya da bu bünyede spor yapmak hakkını Türklere yasak etmekteydi. İşte sırf bu nedenle, Fuat Hüsnü (Kayacan) Bey ve tamamen Türk gençlerinden oluşan arkadaşlarının Fenerbahçe Spor Kulübü’müzü kurma teşebbüsleri, gerek 1899 yılında Türkçe isim vermeden bir İngiliz ismi altında kurmak istedikleri “Black Stockings F.C./Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü” olsun, ve gerekse de 1902 yılında bu kez isim değiştirerek kurmak istedikleri “Kadıköy Futbol Kulübü” olsun, sarayca engellemişti. Bu durum ise, ülkemizde kurulan ilk spor kulüplerinin yabancılar ile gayrimüslimler tarafından oluşmasına sebep olacak(*8), Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini ise en az 5 yıl geciktirerek, yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temelinin “yabancı egemenliği ve anlayışı” ile atılması neticesini doğuracaktı (*9).

Nitekim, Kadıköy Futbol Kulübü’nün mevcut bu rejim nedeniyle hemen kapatılarak dağıtılmasının ardından, 1902 senesinde James Lafontaine ile Horace Armitage isimli kişiler hemen hemen tamamı İngiliz’lerden oluşan “Cadıkeuy Football Club”; (Kadıköy Futbol Kulübü) isimli futbol takımını kuruyor ve kuruluşunun iznini de alıyordu (*10). Bunu, 1903 senesinde Moda’da oturan İngiliz gençlerin “Moda Football Clup”, 1904 senesinde de Kadıköylü Rum vatandaşların “Elpis(Ümit)Futbol Takımı”nı kurmaları izliyordu. Aynı yıl İngiliz elçilik gemisi “İmogene” nin de aynı isimde bir futbol takımı kurması üzerine, Türkiye’deki ilk lig organizasyonunu gerçekleştiren James La Fontaine, 1904 senesi sonbaharında “Constantinople Football Liege” ( İstanbul Futbol Ligi ) adı ile İstanbul’daki ilk futbol ligini kuruyordu. (*11)

Cadıkeuy (Kadıköy), Moda, Elpis ve İmogene takımlarının oluşturduğu ligdeki organizasyon olan “Pazar Ligi” ismi altında yapılan bu maçlar, bugünkü Fenerbahçe Stadının bulunduğu Papazın Çayırı’nda sürüyor ve halk tarafından da büyük bir ilgi ile takip ediliyordu. 1904 tarihindeki ilk Pazar Ligi şampiyonluğunu İmogene Takımı, 1905 yılındaki ikinci Pazar ligi şampiyonluğunu ise Cadıkeuy (Kadıköy) Futbol Takımı kazanıyordu. Tarihler 1905 yılını gösterirken , Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) öğrencileri tarafından okulun çatısı altında kurulan Galatasaray Futbol Takımı, Kadıköy’deki Papazın Çayırı mevkiinde Kadıköy Frerler Mektebi (Saint Joseph) takımı ile maçlarına başlıyor ve 1906 yılından itibaren de İstanbul Futbol Ligine resmen katılıyordu.

1907, Resmi kuruluşa doğru
Gayri takvimlerin o en güzel yıl olan 1907 yılının ilk yapraklarını gösterdiği günler… Sultan 2. Abdülhamid Han, 33 yıllık saltanatının baskılı rejime dayalı son yılını yaşamakta olduğunun sanki farkında. Saltanatı ile uğraşanlarla boğuşmaktan futbol topu peşinde koşturanlarla uğraşmaya ayıracak pek fazla vakti ve de gönlü kalmadığından bu tür oluşumlara karşı uygulattığı baskıyı da, resmi de olmasa biraz gevşetmiş. Zaten gayri müslimler ile yabancılarca ortalama on yıldır oynanmakta olan futbol oyununa gözleri ve de gönülleri biraz da alışmış. Kadıköy yakasındaki Kördere Sahası ile Kuşdili Çayırı’nda, o ilk yıllarda göz açtırmayan top uçurtmayan saraylı hafiyelerden görünürde eser kalmamış, Türk gençleri, resmi formalı olmasa da buralarda sanki rahat rahat top koşturur bir halde. Gerçi, bir jimnastik kulübü olarak “Beşiktaş” ile, Fransız Mektebi Takımı hüviyetini arkasına almış bir futbol kulübü olarak “Galatasaray”, kuruluş faaliyetlerini İstanbul yakasında gerçekleştirebilmiş ama, karşı kıyı Kadıköy yakası o dönem için adeta bir başka belde, adeta İstanbul’a taşra…

Nihayet, artık bu yakada da beklenen günlerin yakınlığı hissedilmekte. Kadıköy yakasında da güneş bir başka parlak, bahçelerde çiçekler bir başka güzel açmakta. Fenerbahçesi’nde de kanaryalar bir başka ötüp, burundaki fener sanki bir başka parlak çakmakta. Zira, halkın içinden çıkacak ilk Türk kulübünün kuruluşu için kararın ve de onayının alınacağı çok önemli günlerin çoğu geçmiş, azı ise sanki artık gelmekte…

İşte, içinde bulundukları tarihin de desteğinden güç alan Kadıköy’lü gençlerden, Hariciye Nazırı Asım ve Server Paşa’ların torunu Londra Sefareti Başkatibi Nuri Bey’in oğlu Ziya(Songülen) Bey ile Harekat Ordusu Feriki (tümgeneral) Şevki Paşa’nın oğlu Ayetullah Bey ve de ünlü edebiyatçı Sami Paşazade Sezai Bey’in yeğeni Enver Necip (Okaner) Bey, Necip Bey’in Moda Beşbıyık sokak 3 numaralı evinin selamlık katında yaptıkları bir görüşme sonucunda kuracakları takımın ilk fikir harcını atıyorlardı. Gerekli olan parayı da finanse edecek olan dönemin zenginlerinden Saint Joseph mezunu Mühendis Nurizade Ziya Bey’e kulübün kurucu başkanlık şerefini, Osmanlı Bankası memurlarından Ayetullah Bey’e katiplik (sekreter) görevini, Bahriye Subayı Necip Bey’e de kaptanlık ve veznedarlık (sayman) görevini veriyorlardı.

Aynı görüşmede varılan fikir birliği ile de ; kuracakları kulübün adını oturdukları semtin güzelliğinden esinlenerek Fenerbahçe yapacaklar, amblemlerini Fenerbahçe Burnu’ndaki ışık saçan fenerden, formalarındaki renkleri ise Fenerbahçesi’ndeki ilkbaharın sevimli müjdecisi papatyaların kıskançlık ve temizlik sembolü olan renklerinden yani sarı ile beyazdan alacaklardı.

Ertesi gün “Baker Mağazası”ndan forma kumaşları alınıyor, Fener armalı kırtasiye malzemelerinin siparişleri veriliyor, ve de dönemin güya Futbol Federasyon Başkanlığı görevini üstlenmiş kişisi James Lafontaine ile yapılan bir sohbette de sanki kendisinden icabet alınıyordu. Artık kurulacak olan kulübün ismi, başkanı, amblemi ve formaları seçilmiş, mesele sadece formaları giyerek bu ismi tescil ettirecek 11 Türk gencinin bir araya getirilmesine kalmıştı. Bu konuda da en mühim rolü St. Joseph Mektebi Türkçe Öğretmeni Enver ( Yetiker ) Bey üstleniyordu.

“Fenerbahçe Futbol Takımı”nın ilk kadrosu kuruluyor ;
Güneş bu defa, o en güzel yıl olan 1907 senesi ilkbaharının serince bir Pazar gününü aydınlatıyor ve Fenerbahçe semti de bu kez, ismini yıllarca şerefle temsil edecek olan bir kulübün ilk temsilcilerinin ilk kalabalık gövde gösterisine sahne oluyordu. O gün, Kadıköy’ündeki Kuşdili Çayırı’nda İngiliz ve Rum takımları arasında oynanan bir futbol maçını seyrettikten sonra St. Joseph Mektebi talebelerinden oluşan bir grup, Moda İskelesi’nden sandallara biniyor ve koyun karşı kıyısında randevu mahalleri olan Fenerbahçesi’ne geçiyorlardı. Nuri zade Ziya (Songülen)Bey ve Ayetullah Bey ile Sami Paşa zade Sezai Bey’in yeğeni Bahriye zabiti Necip(Okaner)Bey, Hintli lakaplı Mühendis Asaf (Beşpınar) Bey ve S.Joseph Mektebi Türkçe öğretmeni Enver (Yetiker) Bey isimli gençler, burada daha evvel gelmiş olan Hasan ve Hüseyin(Dalaklı), Galip (Kulaksızoğlu), Nasuhi Esat(Baydar), Yanya’lı Şevkati, Elkatipzade Mustafa ve kardeşi Hamdan, Çerkes Sabri, Hayrullah, Hakkı Saffet (Tarı),Hasan Sami(Kocamemi) Bey’ler ile buluşuyorlardı(*12).

Çoğunluğunun, yakında kurulacak oldukları takımın ilk oyuncularını teşkil edecek olan bu gençler için o gün, Ziya Bey’in İngiltere’den getirttiği; önü ve kolları düğmeli olan sarı beyaz yollu bol formaları, lacivert şort pantolonları ve sarı löverli yün çorapları ile, Fenerbahçe’nin çayırlarında ilk antrenmanlarını yapacakları gündü. Kısa zamanda çevrenin futbola kabiliyetli gençlerini de kendi etrafında toplayan bu kulüp, bugün için büyük bir kıymet ifade eden ilk kadrosunu, olası olarak; Hintli Asaf – Necip , Ziya – Hasan, Hassan, Sabri – Nasuhi , Şevkati , Galip , Hüseyin , Hayrullah terkibinde (*13), ya da ; Asaf – Ziya , Sami – Ayetullah , Mazhar , Necip – Fethi , Galip , Hüseyin , Hasan , Nevzat şeklinde oluşturuyordu (*14).

Başta da değindiğimiz üzere, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stockings FC ismi altında 1899 yılındaki ilk girişiminde öncülüğünü yaptığı gençler ile, Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve ilerideki yıllarda kurulacak olan Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençler, aslında yıllardır aynı ideali sürdüren hep aynı kişilerdi. Ama ne var ki iki kez kapatılmaları, yasal faaliyetlerine ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmelerine olanak kılmıştı. Bir başka deyişle; Black Stockings F.C. ile, aynı amacı ve kaderi paylaşan Kadıköy Futbol Kulübü’nün isimleri, “Fenerbahçe Spor Kulübü”nün kuruluşu yolunda “amaç karşısında birer araçtı “(*15). Israrla tekrar ettiğimiz bu durum karşısında, 1940 yılında yapmış oldukları haklı bir tüzük değişikliği ile kuruluş senelerini 1909 senesinden 1903 senesine aldıran Beşiktaş Kulübü’nün ( Bereket Jimnastik Kulübü) de gerçekleştirdiği gibi, Fenerbahçe Spor Kulübümüz olarak tüzüklerimize geçirmemiz ve de yazılı bir deklarasyonla kamuya ilan edip düzeltmemiz gereken gecikmiş gerçek odur ki; Fenerbahçe Spor Kulübünün kurulduğu yıl 1899’dur.

 

Kuruluşu Tescil Olunan İlk Türk Kulübü; Fenerbahçe
Nihayet, 23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyetin ilanını takiben, yurtta dernek ve kulüp kurma hakları herkese resmen tanınıyor, böylece, Ziya, Ayetullah, Necip ve Enver Bey’lerin önderliğinde kurulmuş bu yeni kulüp tescil edilerek, Fenerbahçe’ye, cemiyetler kanununa göre kuruluşu resmen tescil olunan ilk Türk kulübü olmak şerefi kazandırılıyordu (*16). Kulübün ilk kurucu üyelikleri ise ; 1) Ziya ( Songülen ), 2) Ayetullah Bey, 3) Necip ( Okaner), 4) Galip ( Kulaksızoğlu), 5) Hassan Sami (Kocamemi), 6) Asaf ( Beşpınar) şeklinde başlıyor (*17) ve olası diğer üyelikler de; 7)Enver (Yetiker), 8) Şevkati (Hulusi Bey), 9) Fuat Hüsnü (Kayacan), 10) Hamit Hüsnü ( Kayacan) 11) Nasuhi (Baydar),… isimleriyle devam ederek sıralanıyordu. Konu ile ilgili olarak; ömrünü adadığı “Fenerbahçe Kulübü Tarihi” konusunda, özellikle arşiv ve bilgi toplamada en zorlandığımız kuruluş yılları dönemleri ile ilgili en güvenilir araştırmaları gerçekleştirmiş olan merhum yazar Dr. Rüştü Dağlaroğlu’na ait (eski Türkçe ile yazılmış notları şu an deşifre çalışmaları yapan oğlu Sayın Müzdat Dağlaroğlu’nun arşivinde) Fenerbahçe tarihine ışık tutmakta olan not defterindeki tarihi notlar arasında ; “kulübün 1939 Nizamnamesinde ilk 30 kurucu üyenin isminin sıralandığı, ne var ki, kurucu olan ilk 6 üye arasında yer alması gereken Hassan Sami (Kocamemi)’nin bile bu listede isminin bulunmayışının, kendisini listenin doğruluğu hakkında haklı olarak kuşkuya düşürdüğü ifadesi” de ayrıca belirtilmektedir.

İstanbul Şampiyonluğu Ligi ;
1908 yılında ilan edilen 2. Meşrutiyetin ilanı ile tanınan dernek kurma serbestliği sonucunda İstanbul’da kurulan Türk kulüplerinin sayısı çığ gibi artıyor, Anadolu, Beykoz, Vefa Futbol Kulüpleri de, sırf 1908 senesinde resmen kurulup tescil edilen Türk kulüpleri arasında yerini alıyordu. Kısa zamanda Türk kulüplerinin sayılarındaki bu artış ise, İstanbul’da yeni bir ligin kurulması ihtiyacını doğuruyor, bu nedenle de o dönemlerde ülkede resmi tatil günü olan Cuma günleri oynanacak bir lig olan, Cuma Ligi adıyla yeni bir lig kuruluyordu.

Takımların sayılarının hızla artmasıyla, İstanbul’da futbol alanlarının sayısı da çoğalmaya başlamıştı. Anadolu yakasında; Kadıköy’deki Kuşdili Çayırı, şimdiki stadın bulunduğu yerdeki Papazın Çayırı, Yoğurtçu Deresi yanındaki Altınordu’nun Kördere Çayırı, Dereağzı’nda Kemikçi Çayırı, Baklatarlası, İbrahimağa sahası ile, Rumeli yakasında; Taksim, Talimhane, Bakırköy, Baruthane, Karagümrük, Çukurbostan, Süleymaniye, Güzelbahçe, Beyazıt Harbiye Nezareti sahaları, ve de Boğaz’ın Anadolu kesiminde ise; Anadoluhisarı, Küçüksu Er Meydanı , Beykoz Ortaçeşme sahaları mevcut sahalara eklenmişti (*18) .

Kuruluşu 1908 yılında resmen tescil olunan Fenerbahçe Spor Kulübü, sarı beyaz olan renklerini 1909 sonbaharında sarı laciverte çevirmiş (*19) , 1909 -1910 sezonuyla birlikte de İstanbul Futbol Ligine Galatasaray’dan sonra katılan ikinci Türk takımı olmuştu. İşte, dünyanın en hırslı ilk 5 derbisinden biri olan Fenerbahçe – Galatasaray kulüpleri arasındaki ezeli rekabet, ilk defa 17 Ocak 1909 tarihinde Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi ) öğrencilerinin takımı ile, yeni kurulmuş bir semt takımı maçı şeklinde başlamış (*20), ve bu tarihten itibaren de o dönemlerdeki İstanbul futbolundaki şampiyonluklar genelde bu iki Türk takımı arasında paylaşılarak, Türk futbolunun artık bir varlık olarak ortaya çıkması sonucunu doğurmuştu.
Kuşdili Spor Kulübü’nün Bünyeye Katılması ;
Fenerbahçe, “İstanbul Şampiyonluğu Ligi”ne ilk kez katıldığı 1909 – 1910 sezonunda beşinci oluyordu. 1910 yılı liginin başlamasına kısa bir süre kala da kulüpten ayrılmalar ve mali zorluklar nedeniyle, Üsküdar Kulübü ile birleşmesi gündeme gelmişti. 1910 senesi Eylülünde, Koço’nun Mühürdar Gazinosu’nda yapılan müşterek toplantı sonucunda, gerçekleştirilmesi istenen Üsküdar – Fenerbahçe Kulübü teklifi, üyeler tarafından kabul görmedi. Buna karşılık, Kuşdili Kulübü Başkanı iken Fenerbahçe’ye katılan Elkatip Zade Mustafa Bey, Kuşdili Kulübü’nü Fenerbahçe’ye katmayı başardı ve bu başarısıyla da Fenerbahçe’yi çok zor günlerinde güçlendiren, geleceğini aydınlatarak güven altına alan ve takımı yücelten kişi olarak kulüp tarihine geçti.

 

İlk Namağlup Şampiyonluk ;
Kadrosunu yeni gençlerle geliştiren ve güçlendiren bu Fenerbahçe 1911- 1912 liginde hiç yenilmeden şampiyon oluyordu. Bu şampiyonluğun en önemli yönü ise, Fenerbahçe’nin bu şampiyonluğu ile İngiliz ve Rum takımlarının şampiyonluklarının tamamen sona ermesi ve bu tarihten itibaren de Türk futbolunda şampiyonlukların artık Türk takımlarının olmasıydı. Bu şampiyonluk, kulübün itibarını bir anda yükseltip imkanlarını da arttırmıştı. İlk iş olarak Altıyol’da bir kulüp lokali kiralandı, lokalin açılışı ise üye sayısının çoğalmasına sebep oldu. Bu arada futbol dışında diğer spor dallarında da faaliyet gösterilmesine başlandığından, aynı yıl Fenerbahçe Futbol Kulübü adı , Fenerbahçe Spor Kulübü’ne dönüştürüyordu (*21).

Fenerbahçe’nin ilk rozeti;
Fenerbahçe Kulübü’nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki ışık saçan beyaz feneri, renkleri ise sarı ile beyaz olmuştu. Ancak, kulüp mensupları bunu tatminkar bulmadıkları gibi, anlam bakımından da içinde bulunulan monarşi rejimini tehdit edici sayılacağı endişesi ile kısa sürede iptal etti. 1910 yılında Fenerbahçeliler arasında resim çizmede maharetiyle tanınan futbolcu solaçık Hikmet (Topuz)’in çizdiği (bugünkü) amblem ise herkesin beğenisini kazandı ve kabul edilerek bugünlere kadar da ulaştı. İşte “sarı ve lacivert” ağırlık içinde olmak üzere 5 renkten oluşan amblem ve şu anlamları taşımaktaydı(*22) ; “FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907” yazılı beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik ve açık yüreklilik ifadesiydi. Kırmızı fon ise, safiyet ve Fenerbahçeliler arasındaki sevgi ve bağlılığı belirtirken bu arada bayrağımızı da sembolize etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için duyulan gıpta ve kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk asaleti temsil etmekteydi. Sarı lacivert renkler içinde yükselen palamut dalı Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize etmekte, yeşil renk ise yükselen bu kudret için başarının gerekli olduğunu açıklamaktaydı. Böylece “milli renkler arasında doğan Fenerbahçe”nin, sarı ile lacivert renkler beraberindeki bu amblemi üyelerce de kabul gördüğünden, klişesi İngiltere’ye Manchester şehrine yollanmış ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bugünkü rozeti olarak ilk kez 1910 yılında yaptırılmıştı. Rozet; 1929 yılından itibaren üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni Türkçe harflere bırakmış ve manada önemli etki yapmayacak ufak tefek değişikliklerle de günümüze kadar aynı şekli muhafaza ederek gelmiştir.

İstanbul’da İşgal Yılları ; İstanbul halkı 16 Mart 1920 sabahı uyandığında gözlerine inanamamıştı. Zira şehrin üzerine kapkara bulutlar çökmüş, bir gece içinde koca şehir işgal ordularınca adeta askeri bir kampa çevrilmişti. Dünyayı sarsmış, imparatorluklar yıkmış ve on milyon insanın ölümüne sebep olup o hiç bitmeyecek sanılan “Harb-i Umumi” diye anılan “1. Dünya Savaşı”, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi ile son bulmuş, mütareke ile birlikte de galip itilaf devletleri mağlup Osmanlı’nın başkenti İstanbul’u işgal etmişlerdi. Zırhlı araçlar cadde başlarını tutarken, sokakları dünyanın her yanından gelmiş her renkten ve her dinden askerler sarmış, Harbiye, karakollar, kaymakamlıklar, subay mahfelleri , vesair tüm makamlar işgal ordularınca işgal edilmişti. İşgal üniformalı itilaf ordusu askerleri, sosyal yaşantı içinde her fırsatta halkı manevi baskı altında ezerken, tramvayda trende ya da vapurda bile kendileri daima birinci mevkide oturup, biletli Türk vatandaşlarını vagonların sahanlıklarında vapurların ise ikinci mevkilerinde seyahat ettirir, kendilerine ayrılmış bölümlere boş da olsa kimseyi sokmaz, yolcuların bilet kontrollerini bile kendileri, üstelik alaycı bir tavır içinde ve ağır hakaretler altında yaparlardı(*23). Evet, İstanbul artık o eski İstanbul değildi. Acı günler gelip çatmış, herkes üzgün, herkes kendi vatanında sürgün gibiydi. İşgalcilerle birlikte yaşamak zorunda olan talihsiz İstanbul halkına, o güne kadar yaşadıkları, ne gıdasızlık, ne susuzluk, ne elektrik kesintileri, ne de hiçbir şey, “İşgal İstanbul’u “na tanıklık etmek kadar onlara acı vermemişti. İşte bütün bu olumsuz şartlar altında halkın morali için mutlak bir desteğe ihtiyacı vardı ki, işte bu ihtiyaç duyduğu güç, ona kendi öz bağrından çıkarttığı takımı tarafından “Fenerbahçe“si tarafından verilecekti.

İşgal yıllarındaki gurur; Fenerbahçe
Mütareke döneminde (1918 – 1921) işgal kuvvetlerine mensup özellikle İngiliz ve Fransız askeri takımlarıyla yapılan futbol maçları, İstanbul’daki futbol heyecanını ve futbola olan ilgiyi doruk noktasına çıkaran olgu oluyor, Türk takımları işgalci ekiplerle 5 yılda 50’sini Fenerbahçe’nin oynadığı toplam 80 maç yapıyor , işgal kuvvetleri takımlarına karşı kazanılan galibiyetler ise Türk takımlarını gönüllerde yüceltiyordu. Bu nedenle futbol İstanbul’da büyük kitleleri kendine çekerken, Türk takımlarının özellikle de Fenerbahçe’nin, başta General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri takımları karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli veren yegane olay haline dönüşüyordu.

Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımlarını her hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek milletin rencide olmuş gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları misali Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın(*24) bir örneğini de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın provasını veriyorlardı. Bu şevk ve iman içinde mütareke ve işgal İstanbul’unda Türk futbolu denince ilk akla gelen Kadıköy’ün Fenerbahçe’si oluyor, cepheden gelen her yeni zafer İstanbul’luların moralini yükseltirken, Fenerbahçe takımı da aldığı galibiyetlerle halkın başını dik tutmasını sağlıyordu. 1910’lu yıllarda en fazla iki bin kişinin izlediği Fenerbahçe, 1919 -1920 yıllarında 6-7 bin kişinin hınca hınç doldurduğu tribünlere oynuyor, bir zamanların ürkek mahcup yapılan tezahüratları, artık açık açık, yüksek sesle hep bir ağızdan dile getiriliyordu; “Ya ya ya ,şa şa şa, Fenerbahçe çok yaşa, “.

Artık iş futbol oyunu halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri ile işgalcilerin hesaplaşması şekline dönüşmüştü. Fenerbahçe takımı artık “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal takımları ile oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altınordu ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu başarıyı gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.(*25)